O Sabah Kayseri’nin Soğuk Rüzgarı
Kahvemi alıp pencerenin kenarına oturduğum o sabahı hâlâ unutamıyorum. Kayseri’nin o sert rüzgarı, yüzümü yalarken içimde hem bir üşüme hem de garip bir heyecan uyandırıyordu. Günlüklerimde yazdığım gibi, bazen küçük şeyler hayatımı altüst edebiliyor. O gün, birden aklıma kâfur ağacı gelmişti.
Çocukluğumda büyükanneyle birlikte bahçede oturur, kâfurun keskin ama ferah kokusunu içime çeker, onun hikâyelerini dinlerdim. “Türkiye’de yetişmez ama rüyanda hissedebilirsin,” derdi gülümseyerek. Ben de o zamanlar bu söze çok anlam veremezdim. Ama şimdi, 25 yaşımda, Kayseri’de bu hayali ağaç için içimde oluşan boşluğu hissediyordum.
Hayaller ve Gerçekler Arasında
O gün internette kâfur ağacıyla ilgili araştırma yaparken kalbim bir tuhaf oldu. Bilgisayara bakarken gözlerim doldu, çünkü öğrendim ki Türkiye’de doğal olarak yetişmesi neredeyse imkânsızmış. Tropikal bir ağaç, sıcağı ve nemi severmiş. Kayseri’nin kuru, sert iklimi onun için ölümcül olurmuş.
İçimde bir hüzün ve hayal kırıklığı karışımı dolaştı. Bir anda kendimi küçülmüş, çaresiz hissettim. Ama tuhaf bir şekilde, bu hayal kırıklığı bana bir şeyler de fısıldıyordu: “Belki de bu, hayal etmenin kendisiyle mutlu olmayı öğrenmen için.” O an fark ettim ki, kâfur ağacının kokusunu hissetmek için onu gerçekten yetiştirmem gerekmezdi; sadece hatırlamak yeterdi.
Bahçedeki Küçük Deneyim
O akşam, elimde eski bir günlük, bahçeye çıktım. Toprağa baktım, kurumuş yapraklar, çürümeye yüz tutmuş çiçekler… İçim sızladı. Ama birden aklıma bir fikir geldi: Kâfurun kokusunu hatırlatacak bir şeyler ekebilirim buraya. Marketten küçük bir defne fidanı aldım, toprakla buluştururken içimden “Belki bu minik yapraklar bana bir nebze huzur verir” diye geçirdim.
Toprağı sularken güneş batıyordu. O anın büyüsüne kapıldım. Bir yandan hüzünlüydüm, kâfur ağacının gerçek olamayacağını bilmek yüreğimi burkuyordu; diğer yandan bir umut yeşeriyordu: Küçük şeylerle mutluluğu bulmak mümkün. Defne fidanının yapraklarına su verirken, içimde sanki kâfurun ferah kokusunu hissettim.
Rüzgar ve Düşler
Ertesi gün Kayseri’de yine rüzgarlıydı. Penceremin önünde otururken, hayal ettiğim kâfur ağacını gözlerimin önüne getirdim. Hatta günlüğüme şunları yazdım: “Belki burada yetişmiyor ama ruhumda açabiliriz.” O satırı yazarken garip bir huzur geldi. İnsan bazen hayal kırıklığı ile umut arasında salıncağa binmiş gibi olur; dengede kalmayı öğrenmek gerekir.
O gün, sanki rüzgar bana bir mesaj taşıyordu: Her şey mümkün olmasa da, hissetmek, hayal etmek ve küçük şeylerle mutlu olmak hâlâ elimizdeydi. Defne fidanımın yapraklarına bakarken bir kez daha fark ettim: Kâfur ağacı Türkiye’de yetişmese de, onun anısını, kokusunu ve hikâyesini burada yaşatabilirdim.
Gece ve Yalnızlık
Akşam olunca bahçede sessizlik çöktü. Yalnızdım ama yalnızlık içimi dolduruyordu; tıpkı kâfurun keskin kokusu gibi. O an anladım ki, duygularımızı saklamamak, yazıya dökmek, bir ağacın yetişip yetişmemesinden daha önemliydi.
Günlüğü kapattım, küçük bir umutla fidanın yanına oturdum. “Sen de benim gibi hayal kırıklıklarıyla büyüyorsun,” dedim içimden. Ama aynı zamanda, “Ve sen de bir gün güzel bir hatıra olacaksın” diye ekledim.
Bir Kâfur Ağacı Gibi
O günden sonra fark ettim ki, kâfur ağacı bir sembol olmuştu benim için. Türkiye’de yetişmese de, içimde bir kök salmıştı. Duygularımı saklamadan, her üzüntüde ve her heyecanda yanımda vardı. Kayseri’nin soğuk rüzgarında bile, içimde sıcak bir kâfur ormanı vardı.
Belki de hayat tam da böyle: Her şeyin olması gerektiği gibi olmaması, bazen daha güzel bir anlam taşır. Ve ben artık biliyorum ki, bir ağacın yetişip yetişmemesi kadar, onu hissetmek, hatırlamak ve hayal etmek de hayatın en değerli anlarından biri.
—
Bu hikâye, bir ağacın yetişip yetişmemesinin ötesinde, duyguların ve hayallerin insan ruhunda nasıl yer ettiğini anlatıyor. Kayseri’nin sert rüzgarında bile, küçük bir defne fidanı ve hayal gücüyle kâfur ağacı var olabiliyor.