Kaç Yaşına Kadar Kuzu Denir? Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve ‘Masumiyet’ Üzerine Cesur Bir Eleştiri
Düşüncelerinizi hemen zorlamak istiyorum: Gerçekten, kaç yaşına kadar “kuzu” denir? Hem de toplumsal anlamda! Şu an, küçük çocuklardan yetişkinlere kadar, sosyal yaşamda, “kuzu” ifadesinin genellikle ne kadar masum, ne kadar naif bir çağrışım yaptığını sorgulamalıyız. Ama bu ifadeyi kullanmak, aslında çoğu zaman ne anlama geliyor? Kadınlara, gençlere ve bazen de güçsüz görülen bireylere “kuzu” denmesi, bir tür yumuşaklık, masumiyet ve hatta savunmasızlık işareti mi? Yoksa toplumsal bir kontrol mekanizmasının aracı mı? Hadi gelin, bu soruların ardında yatan anlamları derinlemesine sorgulayalım.
Toplumsal Kuzu İfadesinin Derinliklerine İnmek
“Kuzu” denilince aklımıza genellikle küçük, masum, korunması gereken bir varlık gelir. Çocuklar, özellikle de kız çocukları için kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkar bu ifade. Ancak burada durup düşünmemiz gereken birkaç önemli nokta var. Toplum, birine “kuzu” demekle neyi amaçlar? Hem cinsiyetçi bir dilin hem de güç ilişkilerinin şifrelerini içeriyor olabilir mi? Çünkü bu ifade, yalnızca fiziksel ya da duygusal yaşla ilgili değil, aynı zamanda bir insanın toplumsal olarak nasıl algılandığına dair derin bir anlam taşır.
Kadınlara, yaşları ne olursa olsun, “kuzu” denmesi genellikle bir tür pasiflik ve savunmasızlık imajı yaratır. Kendisini güçlü bir şekilde ifade eden bir kadın, toplumsal olarak genellikle bu tanımlamayı hak etmez. Yani, yaşına bakılmaksızın bir kadın “kuzu” olamaz. O zaman soru şu: Bir kadının güçlü, bağımsız ve kendi ayakları üzerinde duruyor olmasına rağmen hâlâ “kuzu” denmesi, toplumsal olarak bu kadının zayıf ve masum görülmesini istemek anlamına mı geliyor?
Masumiyet Kavramı ve Yaşla Birlikte Değişen Kategoriler
Masumiyet, toplumsal olarak çok katmanlı ve değişken bir kavramdır. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren masum kabul edilirken, aynı kişiler büyüdükçe bu masumiyetin yerini karmaşık, bazen tehlikeli ve bazen de ‘kötü’ olarak görülen bir kimlik alır. Bu dönüşüm, genellikle toplumun kadınlardan beklediği naiflik, saf duygular ve savunmasızlık gibi karakteristiklerle şekillenir.
Örneğin, bir kadın 25 yaşına geldiğinde artık “kuzu” olmaktan çıkar mı? Ya da bir erkeğin “kuzu” olarak nitelendirilebileceği bir yaş var mıdır? Toplumun bakış açısına göre, bir erkeğin 20 yaşında “kuzu” olması, büyük ihtimalle komik ya da anlamlı bulunmazken, bir kadın için bu kavram yavaşça geride kalır. Buradaki çelişki, toplumun cinsiyet rollerine dayalı beklentilerinin, bireylerin kimliklerini ve yaşlarını nasıl manipüle ettiğine dair önemli bir sorudur.
Ve şimdi, daha da provokatif bir soru soralım: Bu kavramların kadın ve erkek arasında bu denli farklı işlediği bir toplumda, hala yaşlı kadınlara neden “kuzu” denmesi bekleniyor? Kadınlık, yaşla birlikte hâlâ savunmasızlık, masumiyet ve zarafetle ilişkilendiriliyorsa, bu bizlere ne anlatıyor? Toplumsal cinsiyet eşitliğinden ne kadar uzaklaştığımızı ve bu tür çağrışımların toplumda ne kadar kökleştiğini sorgulamak gerekmez mi?
Kuzu İfadesi ve Toplumsal Kontrol
Toplum, güçsüzlük, masumiyet ve zayıflığı simgeleyen bu tür ifadelerle bir kontrol mekanizması yaratıyor olabilir. Kuzu olmak, bazen bağımsızlık, bazen de özgürlük anlamına gelmiyor. Aksine, bir birey “kuzu” olarak etiketlendiğinde, genellikle kontrol edilmesi ve yönetilmesi gereken bir varlık olarak görülüyor. Bu da toplumsal olarak bir denetim aracı olabilir. Kadınların, gençlerin ve özellikle toplumsal olarak düşük statüde görülen kişilerin, sürekli savunmasız, nazik ve korunması gereken varlıklar olarak görülmesi, bu grup üzerinde bir tür baskı yaratır.
Daha da çarpıcı bir soru soralım: Bu tür dil, kadınları ya da gençleri sürekli olarak zayıf bir konumda mı tutuyor? Eğer her yaştan kadın ya da genç, sürekli olarak “kuzu” olarak nitelendiriliyorsa, toplumsal yapının daha güçlü, bağımsız bireyler yetiştirmesi nasıl mümkün olabilir? Bu tür ifadeler, toplumun en güçlü bireylerini bile savunmasız birer varlık olarak etiketlemek için kullanılabilir. Bu durum, toplumun özgürlüğe ve bağımsızlığa bakış açısını ciddi şekilde sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.