Tebaa-ı Şahane Ne Demek? Bir Yolculuğun Hikayesi
Giriş: Günlüklerim ve Bir Kelimenin Anlamı
Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, aklımda yine bir soru vardı. Bu sefer, kelimelerin peşindeydim. Yolda yürürken duvarlarda, gazetelerde rastladığım “tebaa-ı şahane” kelimesi kafama takılmıştı. Her ne kadar kulağa oldukça ağır ve tarihi bir terim gibi gelse de, bir şekilde bu kelimenin derinliğine inmem gerektiğini hissettim.
Yazın sıcak havası tenimi yakarken, kafamdaki bu kelimenin anlamını çözmeye karar verdim. Ama ne kadar aradım, ne kadar kitap karıştırdım, bir türlü bulamadım. “Tebaa-ı şahane ne demek?” diye sormak için aklıma gelen tek kişi, belki de bir zamanlar dedemin anlattığı o eski zamanlar kadar eski bir soruydu. Geçmişe dair, her şeyin silikleştiği, zamanın tozlu raflarına gömüldüğü bir kelime… Bu yazı belki de hem o geçmişin hem de bugünün izlerini taşıyacak.
—
Bir Kitap Sayfası Gibi: “Tebaa-ı Şahane”
Bazen kelimeler insanı öyle bir sarar ki, anlamadan geçmek imkansız olur.
O gün, eski kitaplardan birini karıştırırken dedemin çok sevdiği bir tarih kitabı gözümün önüne geldi. Kitap eskiydi, sayfaları sararmıştı. O sayfalarda “tebaa-ı şahane” kelimesini ilk kez gördüm. Tam anlamını çözememiştim ama bir anlamda halk, bir anlamda da bir devlete ait insanlar gibi bir şeydi.
Bu kelime, sanki eski zamanlardan kalmış ve bugünün dünyasında pek kimsenin anlamadığı, unutulmuş bir kavram gibiydi. Hemen o an, dedemi hatırladım. Gençliğinde, eski Osmanlı’dan kalma çok şey anlatmıştı bana. Yavaşça, o zamanlarda yaşayanların hissettiklerini düşündüm. Onlar, “şahane” bir devlete ait olan, şefkatle korunup gözetilen bir halktı. O dönemin insanları için “tebaa-ı şahane” olmak, hem bir şans hem de bir sorumluluktu.
—
Gözlerimdeki Hayal Kırıklığı: “Tebaa-ı Şahane” Nedir?
Ancak anlamı bulduğumda içimde bir hayal kırıklığı oluştu. Tebaa-ı şahane, aslında sadece bir kavram değilmiş, sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altındaki halkın tanımıymış. Bu kelime, bir devlete ait olmakla ilgili, ancak ne kadar derin bir bağlılık, ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu düşündüm. Tebaa olmak demek, sadece o devletin bir parçası olmak değilmiş; aynı zamanda bir düzenin, bir sistemin içinde var olmak demekmiş. Her şeyin bir yerleri vardı, her insan bir işlev taşıyordu.
Ama bugünün dünyasında, çoğu insan bu kelimeyi bile bilmiyor. Eskisi gibi kalabalıklar arasında birbirini tanımayan, birbirine sahip çıkmayan bir toplumda yaşamaya başladık. Bu kelime, belki de bir zamanlar “şahane” olarak görülen bir dönemin kaybolmuş izlerini taşıyordu. Ne oldu, nasıl kayboldu, bu hissi içimde bir türlü dindiremedim. “Tebaa-ı şahane” sadece bir tarihsel gerçeklik miydi, yoksa bir zamanlar insanlar için taşıdıkları aidiyetin anlamını mı kaybetmiştik?
—
Bir Anın Derinliği: Hayal ve Gerçek Arasında
Birden, dışarıdan gelen sesler bana geçmişi ve bugünü yeniden düşündürdü. Gözlerim, Kayseri’nin sokaklarında yürürken gördüğüm o yaşlı kadını hatırladı. Bir an durdu, derin bir nefes aldı ve geçen yılların yükünü hissettiğini düşündüm. O kadının bakışlarında ne vardı? Bir zamanlar olduğu gibi bir “şahane” toplumun parçası olmaktan gelen bir huzur mu, yoksa ona bir şeyler kaybettirmiş zamanın izleri mi? İçimdeki o eski duygular, kaybolan değerler ve anlamlar bu sokaklarda tekrar canlandı.
İşte tam da o an, dedemin bana anlatmaya çalıştığı şeyi anladım. O kadının gözlerinde bir “tebaa-ı şahane” duygusunu aradım. Kendi içimde, halkın bir parçası olmanın ne demek olduğunu düşündüm. Bir toplumun içinde var olmak, sadece kişisel bir yaşam sürmek değil; toplumsal bir aidiyet duygusu taşımaktı. Bugünün dünyasında, belki de bu aidiyet duygusunu kaybetmiş olmak, gerçekten hayal kırıklığının ta kendisiydi.
—
Sonuç: Kelimeler ve Hisler Arasında Bir Yolculuk
O günden sonra “tebaa-ı şahane” kelimesi, artık bir tarihsel kavramdan öte bir anlam taşımaya başladı. Tebaa-ı şahane, yalnızca bir devletin halkı değil, bir toplumun, bir düzenin, bir aidiyetin sembolüdür. Zamanla değişmiş, yerini farklı değerler almış olsa da, hala içinde bir tutku, bir bağlılık barındırıyor. Ve belki de bu, kaybolmuş bir değerler zincirinin peşinden gitmenin bir yoludur.
Yavaşça, içimdeki hayal kırıklığı yerini bir umut hissine bıraktı. Belki de biz hâlâ o “şahane” duyguyu içimizde taşıyoruz, ancak onu hatırlamak için bazen durup geçmişe bakmamız gerekiyor. Kayseri’nin sokaklarında yürürken, o kadının gözlerinde gördüğüm o derin anlamda, hepimiz için bir şeyler vardı. O kadının içindeki “tebaa-ı şahane” duygusu, benim de içimde bir yerlerde saklıydı. Her şey bir zamanlar kaybolmuş olabilir, ama belki de hala var olan bir şeyler, yeniden bulunabilir.